Hiç Denediniz Mi?

Yaşamda kabullenemediğim şeylerden biri, karşımdaki insanın çok heves ettiği ya da daha başarılı olmak için öğrenmesi gereken bir şeyi, hiç denemeden “ben yapamam ki” diyerek içindeki ukteler listesine almasıdır.

Samuel Beckett’in “Hep denedin, hep yenildin. Olsun. Gene dene, gene yenil. Daha iyi yenil” sözlerini kendine kılavuz eylemiş biri olarak; bedenimin, bütçemin ve yaşamdaki önceliklerimin el verdiği ölçüde hayallerimin peşinden gittim. Üçten fazla düğmesi olan şeyler ile aram iyi olmasa da (buna gömlek düğmeleri dahildir), yenilikleri kurcalayıp öğrenmeye çalıştım.

Samuel Beckett (1906 – 1989)

Küçükken dublaj sanatçısı olmayı çok istedim ama ortodontik sorunum nedeniyle s-ç-ş gibi sert ünsüzleri delik lastik gibi hava kaçırarak söylediğim için bu sevdayı başlamadan bitirmemi saymazsak, denemeden vazgeçtiğim pek bir şey bırakmadım. Hala da deniyorum. Örneğin 41 yaşında tüplü dalış yapmaya, 45 yaşında motosiklet kullanmaya başladım.

Beceremediğim heveslerimde ise, örneğin kaymayı denerken düşüp ayağımdan çıkan kayağın arkasından “bensiz daha iyi ilerliyor” diyebilecek kadar kendimle dalga geçip eğlendim. Bazen becerememek de güzeldir, onun da keyfini çıkartmak gerek. Sonuçta kimse mükemmel değildir.

Örgen Uğurlu
29 Ağustos 2019, Gökçeada

Bu “ben yapamam ki” yakınması gençlerden geldiğinde daha bir üzülüyorum. Oysa, yaşam boyu deneyecek ne çok şey var…  Çalıştığım fakültenin dersliklerinde kullandığımız, tavana monte edilmiş projeksiyonlarımız vardır ve her nedense onların kumandaları hep kayıptır. Dersi slayttan anlatacaksak, o projeksiyonun bir gönüllü tarafından sıra tepesine çıkılarak açılması gerekir. Öğrencilerimin telefonlarındaki uzaktan kumanda uygulamalarını kullanmalarına ilk haftalarda izin vermem, ben de kullanmam. Dönemin ilk haftalarında derslere özellikle pantolon giyerek giderim ve projeksiyon açma işini kendim yapar, sonra da öğrencilerin sıra tepesinde hoca görmelerinin verdiği şaşkın bakışları altında, zıplayarak kürsüye geri dönerim.

Ertesi haftalarda etek ya da elbise giyer, haliyle sıra tepesine çıkamaz ve sınıftaki öğrenci arkadaşlardan projeksiyonu açmalarını rica ederim. Hepsi birbirine ve özellikle de uzun boylulara bakıp onların açmasını bekler. Sınıfça bir süre bakışırız da diyebiliriz. Sonra boyu sınıf geneline göre kısa olan birinin yanına gidip ondan açmasını isterim. İlk tepki “hocam benim boyum yetmez ki” olur. “Hiç denedin mi?” diye sorarım. Yanıt “hayır, yapamayacağım için denemedim” olur. “O zaman benim için bir kere dener misin? Gerçekten boyun yetmezse seni bu zahmete soktuğum için senden özür dileyeceğim ama yeterse de sen, bir daha hiç bir konuda, denemeden ama ben yapamam ki demeyeceksin. Anlaştık mı?” derim.

Sağ olsun, bunu rica ettiğim hiç bir öğrencim bugüne kadar beni kırmadı ve projeksiyonun düğmesine ulaşacağına inanmasa da, o sıranın tepesine çıktı. Ve her çıkanın boyu, o düğmeye erişmesine yetti…

Şimdi, aklınızda yapamayacağımızı düşündüğünüz her ne varsa, kendinize sorun: Hiç denediniz mi?..

Örgen Uğurlu
29 Eylül 2019

Samuel Barclay Beckett
(13 Nisan 1906; Foxrock, Dublin – 22 Aralık 1989, Paris), İrlandalı yazar, oyun yazarı, eleştirmen ve şair.

20. yüzyıl deneysel edebiyatının önde gelen yazarlarından biridir. James Joyce’un takipçisi olduğu “son modernistlerden” ve daha sonraki pek çok yazarı etkilemiş olduğu için “ilk postmodernistlerden” biri olarak değerlendirilir. Beckett ayrıca, Martin Esslin’in “Absürt Tiyatro” olarak adlandırdığı akımın en önemli yazarı sayılmaktadır. Eserlerinin çoğunu Fransızca ya da İngilizce yazıp, diğer dile kendisi çevirmiştir. En bilinen eseri Godot’yu Beklerken’dir.

Kaynak;
https://www.wikiwand.com/tr/Samuel_Beckett